<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>güçleriniparlat &#8211; Eda Öztürk Azaklı</title>
	<atom:link href="https://www.edaazakli.com/etiket/gucleriniparlat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.edaazakli.com</link>
	<description>Koçluk &#38; Kişisel Gelişim</description>
	<lastBuildDate>Wed, 27 Jan 2021 11:59:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>

<image>
	<url>https://www.edaazakli.com/wp-content/uploads/2020/07/favicon.png</url>
	<title>güçleriniparlat &#8211; Eda Öztürk Azaklı</title>
	<link>https://www.edaazakli.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8220;Özgüven&#8221;</title>
		<link>https://www.edaazakli.com/ozguven/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eda Öztürk Azaklı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Oct 2019 07:58:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[#ozguven]]></category>
		<category><![CDATA[edatag]]></category>
		<category><![CDATA[genclikkocu]]></category>
		<category><![CDATA[güçleriniparlar]]></category>
		<category><![CDATA[güçleriniparlat]]></category>
		<category><![CDATA[ogrencikocu]]></category>
		<category><![CDATA[teşviketmek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://edaazakli.com/?p=482</guid>

					<description><![CDATA[“Özgüven” uzun zamandır hemen her uzmanlıktan otorite tarafından altı çizilen bir kavram. Şükür ki kıymeti anlaşıldı, hatta onun da ötesinde;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“Özgüven” uzun zamandır hemen her uzmanlıktan otorite tarafından altı çizilen bir kavram. Şükür ki kıymeti anlaşıldı, hatta onun da ötesinde; Öz-değer Öz-saygı, Öz-yeterlilik gibi çok değerli başlıklar da insanla ilgilenen herkesin gündemine girdi.</p>



<p>Birçok anne-baba, bu bilinç ile birlikte, çocuklarının özgüvenini geliştirmek istiyor. (Müsaadenizle, kendi özgüveni tam olarak gelişmemiş bir yetişkinin, özgüvenli çocuk yetiştirmesi mümkün mü sorusunu bugünkü yazının dışında bırakıyorum)</p>



<p>“Özgüven” nedir?</p>



<p>Özgüven kişinin kendini tanıması ve sonrasında da tanıdığı bu kişiyi sevmesidir. Ardından sevdiğin bu kişiye güvenmeye başlarsın. Kendinden razı olma hali yani. Kendini tanımak öncelikle kendi analizini yapabilmekten geçiyor sanırım. E bu da cesaret ister tabii. Kolay mı kendine dönmek, duygularına kulak vermek. Tevazuu bırakıp ben &#8230;bunları… çok iyi yapıyorum ve utanmayı bırakıp &#8230;bunları… da pek yapamıyorum demek yürek ister. Çok da kıymetlidir ama. Çünkü o noktada başkalarınınkilerden ziyade, kendi güçlerine ve kaynaklarına güvenmeye başlarsın, bu da seni yılmaz yapar.</p>



<p>Doğumdan itibaren çocuğun gelişim döneminde, ona verilen sevginin ve ilginin koşulsuz, tutarlı, yeterli ve devamlı olması, özgüvenin oluşmasında önemli rol oynar. Bence bu tanım çok ama çok kıymetli. O yüzden ufak bir parantez açayım:</p>



<p><span style="text-decoration: underline;">Koşulsuz sevgi;</span> tabii ki tüm anne-babalar çocuklarını çok seviyor ancak dilimizde de olsa koşullara bağlanmış sevgiden kaçınmak gerekiyor. Uslu durursan…. Akıllı olursan….Yemeğini yersen…. </p>



<p><span style="text-decoration: underline;">Tutarlı ve devamlı sevgi;</span> sizin o gün işte yaşadığınız stresten, hayatla herhangi bir mücadelenizden bağımsız bir tutarlılıktan ve devamlılıktan bahsediyorum. Bir gün 7 saatimizi değil, 7 gün 1 er saatimizi onlara ayırmak gibi mesela.  </p>



<p><span style="text-decoration: underline;">Yeterli sevgi;</span> her şeyin fazlasında olduğu gibi sevginin ve ilginin fazlasında da yarar olmayabilir. Aşırı korumacı ve kontrol eden olmaktan kaçınmak gerekir.</p>



<p>Devam edecek olursam, çocuğun kendisi ile ilgili farkındalığının henüz gelişmemiş olduğu erken dönemlerde, ihtiyaçlarının uygun şekilde karşılanması kendisi ile ilgili değer algısını destekler.</p>



<p>Ben değerliyim!!   Bana değer veren kişilerden oluşan güvenli bir çevredeyim!!</p>



<p>Yine en meraklı ve öğrenmeye meyilli dönemlerinde sorularına, sorgulamalarına alacağı tepkiler de özgüven gelişimi için çok önemlidir.</p>



<p>Anne-babalar, öğretmenler, koçlar ve çocukların hayatındaki benzer sorumluluklardaki bilinçli yetişkinler, özgüven geliştirmek için yaygın olarak övgü, takdir ve teşvik kullanırlar. Doğru yaptıkları işlerin altını çizeriz, başarılarını kutlarız, onlara inandığımızı ve güvendiğimizi hissettirmeye çalışırız. Hissetsinler ki onlar da kendilerine inansınlar. Böylece devam eden, vazgeçmeyen olmalarını sağlamaya çalışırız. Kendilerine olan sevgi ve inançları geliştikçe hayata karşı dayanıklılıkları da artacaktır.</p>



<p>Bunların hepsi doğru bir dille, doğru zaman ve doğru miktarda uygulandığında paha biçilmez değerdedir. <strong>Peki teşvik etmeye çalıştığımız çocuklarımıza aynı zamanda teşvik eden olmayı da öğretirsek?</strong></p>



<p>Çocuk hayatı öğrenmeye oyunla başlar. En büyük meşgalesidir oyun, en özgür alanı. Yaratıcılığını ve aynı zamanda da arkadaş ilişkilerini geliştirdiği yerdir. Kendi kendini denetleme ve yönetme becerisi geliştirmesi için büyük bir fırsattır. Güven duygusu gelişirken, engelleri aşmayı öğrenir ve eşzamanlı olarak büyük kazanımlar gelir:</p>



<p><span style="text-decoration: underline;">Sırasını beklemeyi öğrenir;</span> adalet!! oynamak diğerlerinin de hakkıdır.</p>



<p><span style="text-decoration: underline;">İsteklerini ertelemeyi öğrenir;</span> sabır!! Hayatta her şeyi, istediğimiz anda elde edemeyiz.</p>



<p><span style="text-decoration: underline;">Tepkilerini dizginlemeyi öğrenir;</span> saygı, empati!! özellikle öfke, nefret gibi duyguların içgüdüsel dışa vurumlarını yönetme becerisine tüm hayatı boyunca ihtiyaç duyacaktır. Karşıdakini dinlemek ve anlamak için önce tepkilerimizi kontrol edip duyabilir hale gelmemiz gerekir.</p>



<p>Sanıyorum hepsi “iletişim” başlığı altında toplanabilir. Önce kendinle, sonra çevrenle ve çevrendekilerle iletişimde olmak. İletişim kurmak demek, hem kendini anlatabilmek hem de karşıdakini anlayabilmek demektir ki sanırım açmayacağı kapı yoktur.</p>



<p>Çocuklarımız konuşarak, yazarak, bazen resmederek, bazen sahada ya da sahnede iletişimin herhangi bir kanalı ile başkalarının kalbine ulaşabilir ve hatta başkalarını kendilerine inanmaya teşvik edebilirler. Kendine inanan, kendine güvenen bireyin bir de ona inananlarla çevrelendiğinde neler başarabileceğini bir düşünün!! İşte o zaman hedefler koymak ve o hedeflerde kendisini de çevresini de harekete geçirmek yani diğerlerini teşvik etmek mümkün olacaktır.</p>



<p>Çocuklar başkalarını nasıl teşvik edebileceklerini öğrendiklerinde, destekleyici arkadaşlar, empatik yetişkinler ve pozitif liderler haline gelirler.</p>



<p>Ve özgüvenleri daha da büyür!</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sınav&#8221; maratonu başlarken</title>
		<link>https://www.edaazakli.com/sinav-maratonu-baslarken/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eda Öztürk Azaklı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Aug 2019 12:02:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[edatag]]></category>
		<category><![CDATA[esneklik]]></category>
		<category><![CDATA[güçleriniparlat]]></category>
		<category><![CDATA[iyiyaşamnedir]]></category>
		<category><![CDATA[lgs2020]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenmek]]></category>
		<category><![CDATA[sevgidili]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[yılmazlık]]></category>
		<category><![CDATA[yks2020]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://edaazakli.com/?p=443</guid>

					<description><![CDATA[Bayram tatili sonrası birçok okul ve eğitim merkezinde 8. ve 12. Sınıflar, yani sınava hazırlık sınıfları için eğitim başladı. Binlerce]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bayram tatili sonrası birçok okul ve eğitim merkezinde 8. ve 12. Sınıflar, yani sınava hazırlık sınıfları için eğitim başladı. Binlerce öğrenci için okul sezonu açılmış oldu. Bu da çok, hem de çok yoğun bir temponun başlaması demek.</p>



<p>En iyilerde okumak isteyen iddialı adayların sınava kadar minimum XX bin soru çözmesi gerektiği söyleniyor. Piyasadaki hemen her yayından soru çözmeleri gerekiyor ki farklı soru tiplerine alışsınlar. Bir de tabi yine sistem değişti, yeni sisteme adapte olabilmiş yayınları seçmek gerekiyor. Ulusal denemelere ve uluslararası norm sınavlara düzenli olarak girip, kendilerini göreceli olarak test etmeleri gerekiyor. Ha bir de bunları hiç aksatmadan günlük bir düzende yapmaları çok önemli.</p>



<p>Bu liste malum oldukça kabarık ve bu işin memlekette uzmanı çok. “Kazanmak” için yapılacakları onlardan zaten dinliyorsunuz. Ve çocuğunuzu da bu listeler peşinde dört nala koşturacaksınız. İsteyerek veya istemeden, onaylayarak veya mecburen ama sonuç pek değişmeyecek. Ve tüm bu koşturmalara rağmen yine de çokları kazanamayacak. Ya hiç kazanamayacak, ya da istediği yeri kazanamayacak.</p>



<p>2012’ den itibaren uygulanmaya başlayan 4+4+4 eğitim yasası ile okula başlayanlar, 2019-2020 öğretim yılında 8. Sınıfta okuyacaklar. Hatırlarsınız, 66 ayını dolduran çocuklara 1. sınıf zorunluluğu gelmişti. “Yetersizdir” raporu alarak kurtulanlar hariç, okula başlayan binlerce minik bu sene sınava katılımı nerdeyse %50 artıracak. Anlayacağınız rakip çok!!!</p>



<p>Ben bugün kazanırken/ kazanamazken gençlere ve bize neler oluyor onlardan bahsetmek istiyorum.</p>



<p>“<span style="text-decoration: underline;">Öğrenmek</span>” zaten eğitim sistemimizce desteklenmiyor, her ne kadar soru stillerini değiştirmiş olsalar dahi, bu dönem yine bayağı geride kalacak. “<span style="text-decoration: underline;">Merak</span>” aman haa!! Onun için vakit yok. Onların yerini ezberlemek alıyor, alışılması gereken soru formatları ve bolca pratik.</p>



<p>“<span style="text-decoration: underline;">Hata</span>” yapmak büyük günah, halbuki öğrenmenin tek yoluydu yanılmak ama hedef öğrenmek olmayınca hataya da yer kalmıyor.</p>



<p>“<span style="text-decoration: underline;">Duygu</span>” lara da zamanımız yok maalesef. Kendi duygusuna bakamayan, arkadaşınınkine nasıl bakacak. Zaten de bakmasın, empati pek hoş olmaz, malum yanında oturan arkadaşı aynı zamanda rakibi. </p>



<p>Çalışmak, çalışmak, çalışmak dışında neler ön plana çıkıyor; planlama, zaman yönetimi, odaklanma, kaygı yönetimi. Bunlar çok kıymetli yetkinlikler, her bireyin mutlaka geliştirmesi gereken kaslar. Ancak yeterli motivasyon olmadan, kendini sevmeye, şefkate vakit olmadan bu alışkanlıkları edinmek mümkün mü?</p>



<p>“<span style="text-decoration: underline;">Esneklik</span>” ve “<span style="text-decoration: underline;">Yılmazlık</span>” aslında bu süreçte gençlerin en büyük ihtiyacı. Çünkü koca bir yıl, frene basamadan, yüksek tempoda koşmak zorundalar. Elbette ki tökezleyecekler, düşecekler. Ayağa kalkmaları, koşmaya devam etmeleri gerekiyor. Çünkü sadece vazgeçmeyenler kazanacak. Bunu okullar, öğretmenler, anne-babalar herkes biliyor, söylüyor. Sosyal medyada etkileyici alıntılar kol geziyor, farkındalık yüksek. Peki bu konuda ne yapılıyor? O beklenen düşüşler yaşandığında, motivasyon azalıp dağılmalar başladığında kim el uzatacak, kim omuz verecek? Çünkü emin olun ki o gün gelecek. O yoğun tempo bir yerde anlamsız gelecek, çocuğunuz boşlukta kalacak. Kötü geçen bir deneme sınavından sonra eksik hissedecek, içerisinde -asla yetişemeyeceksin- diyenin sesi yükselecek, yorulacak, sıkılacak. Korkudan ödü patlayacak ve bunu bambaşka şekillerde gösterecek.</p>



<p>Eda sen de verdin veriştirdin, içimizi kararttın, e ne yapacağız biz o zaman diyorsunuz biliyorum. Bu durumu <strong>KABUL EDEREK</strong> başlayabilirsiniz mesela. Çocuğunuza; bunun zor bir dönem olacağını ve bu zorlu yolda her zaman onun yanında olacağınızı söyleyerek başlayabilirsiniz. Söylemek yetmez tabii dürüst olun, yani bunu yapın ve her durumda yanında olun lütfen. Böylece yalnız hissetmesini bir nebze engellemek mümkün olur.</p>



<p>Bir yandan da onu izleyin, duygu değişimlerini görmeye çalışın. Yargılamayın, arada bir de olsa akıl vermeden, nasihat etmeden, ben olsam …. yapardım demeden, sadece “dinleyin”. Destekleyin, ona güvendiğinizi hissettirin. Yaklaşımlarınız ve kullandığınız iletişim dili ile sınavı bir son değil bir başlangıç olarak görmesine yardım edebilirsiniz.</p>



<p>Anda kalması için fırsatlar yaratmaya çalışın. Arada elinden tutun bir maça götürün, 2 şık gol izlesin, posterlik bir smaç için ayağa fırlasın. Gidemiyorsanız gerekli ortamı yaratın evde izleyin. Sevdiği şarkılarla zıplayabileceği, ayakta izleyebileceğiniz bir konsere götürün. Fırsat yoksa evde çalın, ayaklarınız ağrıyana kadar zıplayın.</p>



<p>Başarıya, mutluluğa giden tek bir yol olmadığını görebilmesi için, ilham veren bir film izleyin birlikte. Sonuç ne olursa olsun, başka bir alternatif olabileceğini bilmek endişelerini azaltabilir. Hatta önerilerinizi bana da yazarsanız çok sevinirim.</p>



<p>Deneme sınavlarından sonra neyi yapamadığını değil, neleri yaptığını sorun önce. Yapabildiklerini öğrenmiş demektir, aynı yöntemle diğerlerini de öğrenebilir.</p>



<p>Hatalarını kutlayın, onlar öğrenmek ve başarmak için tek yoldur</p>



<p>Aman yaa 2 maç-film izledi diye değişecek mi bu kız/oğlan demeyin, şans verin. Zaten değişmesi değil sistemin kirinden pasından arınıp özüne dönmesi gerekiyor.</p>



<p>Tüm bu zorluklar, belirsizlikler içerisinde kesin olan bir şey var. İşler istenildiği gibi gitse de gitmese de siz onu çok seviyor olacaksınız.</p>



<p>Bunu siz biliyorsunuz, ben biliyorum. <strong>Müsaade edin o da bilsin!!</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;tercih&#8221;inizi kendinizden yana kullanın</title>
		<link>https://www.edaazakli.com/tercihinizi-kendinizden-yana-kullanin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eda Öztürk Azaklı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jul 2019 05:49:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[güçleriniparlat]]></category>
		<category><![CDATA[lisetercihi]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencikoçlığu]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[yks2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://edaazakli.com/?p=433</guid>

					<description><![CDATA[Üniversite tercihlerinde son güne az kaldı. yks2019 macerası sona eriyor. Üniversite sınavı, sadece sınava giren gençleri ve çekirdek ailelerini değil,]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Üniversite tercihlerinde son güne az kaldı. yks2019 macerası sona eriyor.</p>



<p>Üniversite sınavı, sadece sınava giren gençleri ve çekirdek ailelerini değil, yakın akrabalar, eş-dost-arkadaş derken, ülkenin büyük bir bölümünü etkileyen bir konu. Ve ne yazık ki sınava girenlerin neredeyse yarısı hüsrana uğruyor.</p>



<p>2018’ de, yaklaşık 500.000 öğrenci, daha önce herhangi bir üniversiteye yerleşmiş olmasına rağmen tekrar sınava girmiş. Yani en basit deyişle, her 5 öğrenciden 1’i yaptığı tercihten memnun olmamış.</p>



<p>Daha dramatik olan ise, bu 500.000 kişiyi belki de sadece bu cesareti gösterebilenler oluşturuyor. Hemen ilk yıldan o bölüme ait olmadığını anlamasına rağmen -benim gibi ☹- devam edip mezun olan, kalabalık bir kitle de var aslında. Ki bir de sonrasında o alanda devam edenler var ki, onların durumu daha vahim. Yaptığı işi sevmeyen öyle çok insan tanıdım ki! Uzun yıllar yetişkinlerle çalışmalarımda, kariyer temalı gündemimiz hemen her zaman bu oldu.</p>



<p>Anlayacağınız <strong>“tercih”</strong> önemli.</p>



<p>Hafta sonu İstanbul Kongre Merkezinde “üniversite tercih fuarı” vardı. Bence iyi hazırlanmış bir ortamdı. Birçok üniversite kendisini anlatabilmek için öğrencileri ve öğretim üyeleri ile oradaydı.</p>



<p>Çeşitli profillerde öğrencilerle karşılaştım. Stantlardan birinde bilgi alırken, bir genç yaklaştı, görevli öğrenci hemen onu davet etti, hangi bölümle ilgilendiğini sordu. Ağızdan zar zor çıkan Mimarlık lafını duyunca; aa çok şanslısın! Bugün bölüm hocalarımız burada, hemen seni görüştürebilirim dedi. Puanını sorduğunda ise maalesef bir cevap alamadı, çünkü tercih yapabilmek için dolaşan bu gencimiz sınav puanını hatırlamıyordu! Diğer yanda, yine bilgi aldığım bir 3. Sınıf hukuk öğrencisi, hukuk okumayı o kadar çok istemiş ki 3 kez sınava girmiş ve sonunda başarmış, halinden de çok mutluydu.</p>



<p><strong>“Tercih”</strong>, ilgili-ilgisiz, farkında-bihaber binlerce gencin gündemi. Peki neyi tercih ediyoruz?</p>



<p>Meslek tercihi &#8211; Alan tercihi &#8211; Bölüm tercihi &#8211; Üniversite tercihi&#8230; Çeşitli görüş ve bakış açıları ile liste uzayıp gidiyor.</p>



<p>Bir grup, neleri istemediğini çok iyi bildiğini düşünerek elemeye başlıyor. Acaba eleme kriterleri ne kadar sağlıklı.</p>



<p>Doktor? Ohoo 8-10 yıl okuyamam.</p>



<p>Okursun yahu neden okumayasın, 8-10 yıl insan ömründe hem çok uzun hem çok kısa olabilir. Eğer sen iyileştirmek isteyen biri isen, eğer çaban insanlara ikinci bir şans, konforlu bir hayat vermekse alasını okursun.</p>



<p>Hukuk? Bu ülkede hukukçu mu olunur!</p>



<p>Herkes böyle düşünürse o beğenmediğimiz hukuk sistemi nasıl düzelecek! Eğer senin için adalet vazgeçilmez ise olunur. Hak yemeyen, hak yedirmeyen, hak yiyene katlanamayan biri isen hele, kesin hukukçu ol!!</p>



<p>Mimarlık? Benim el becerilerim fena, o maketleri kesin yapamam.</p>



<p>Eğer yaşam alanları ilgini çekiyorsa, bir mekâna girdiğinde her şey daha başka nasıl olabilirdi diye bakıyorsan etrafa, yeniden düşün derim. Sende hem analitik bir beyin hem de biraz yaratıcılık varsa o maketleri bir şekilde halledersin dert etme.</p>



<p>Bir grup, çoğu zaman mecburen anne-babasının doğru bildiklerinin peşinden gidiyor. Orada altın bilezikler, garantici yaklaşımlar devreye giriyor. Sanki bu yaşamda herhangi bir şeyin garantisi olabilirmiş gibi. Aman elinde bir mesleğin olsun, şöyle tabelaya yazılabilecek bir meslek. Aman devlete gir, artık memur-öğretmen ne olursa. Aman, aman…</p>



<p>Bir grup, bölümü beğenmese de en kötü yatay geçiş imkânı olabilir diyerek ekol üniversitelere kapağı atmaya bakıyor. Ya da kendini tamamen rehberlik servislerine emanet ediyor.</p>



<p>Tercih yapabilmek için öğrencinin karakteri, koşulları, imkanları doğrultusunda bunların hepsi uygulanabilir. Ancak dikkat edilmesi gereken, <span style="text-decoration: underline;">asıl olanı yani “kendimiz” olmayı dışarıda bırakmadan seçim yapabilmek. </span></p>



<p>Önce lgs2019 tercih haftasında sonra da bu hafta beni arayan birçok veli oldu. Tercihler için destek istediler. Lütfen bu kararı son haftaya bırakmayın. Kendini tanımak, hayallerini, tutkularını keşfetmekle başlıyor her şey ve bu zaman alan bir iştir, emek ister, sabır ister. Sonrasında yapılacak meslek, çalışılacak alan sadece hayallerimizi gerçekleştirmek için araçtır.</p>



<p>Biliyorum hiç kolay değil ama şu soruların cevabını arayabilirseniz belki yardımı olabilir:</p>



<p>İzlediğin, okuduğun, duyduğun, “işte bu!!!!” dediğin neler, kimler var? (<em>Vizyon</em>) Yaparken zamanı unuttuğun neler var? (<em>Mutluluk kaynağı, tatmin noktaları</em>) Enerjinin tavan yaptığı anlar, durumlar neler? (<em>Motivasyon kaynağı</em>) Büyük-küçük başarılarını nasıl elde ettin? (<em>Öğrenme alışkanlıkları</em>) Ailene, arkadaşlarına sorsak seni tanımladıkları 3 kelime ne olurdu? (<em>Güçlü, gelişime açık yönler</em>)</p>



<p>Genç arkadaşlarıma son sözüm:</p>



<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Lütfen “tercihinizi” her şeye rağmen kendinizden yana kullanmaya çalışın!!</span></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;AŞK&#8221; ile yap</title>
		<link>https://www.edaazakli.com/ask-ile-yap/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eda Öztürk Azaklı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jun 2019 14:08:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[güçleriniparlat]]></category>
		<category><![CDATA[iyiyaşamnedir]]></category>
		<category><![CDATA[tytayt2019]]></category>
		<category><![CDATA[yks2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://edaazakli.com/?p=428</guid>

					<description><![CDATA[Bu sabahın erken saatinde çocukları ayrı ayrı gezilere gönderdikten sonra, çocuksuz anne 😊 olmanın keyfini çıkarmaya karar verdim. Can dostlarımdan]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bu sabahın erken saatinde çocukları ayrı ayrı gezilere gönderdikten sonra, çocuksuz anne 😊 olmanın keyfini çıkarmaya karar verdim. Can dostlarımdan biri ile terapi tadında bir sohbet eşliğinde Sanatçılar Parkı’ nın efsane parkurunda spor yaptık. Sohbet eşliğinde dediysem öyle hafif bir yürüyüş sanmayın, temposu ile canıma okudu. Sonra o toplantısına yetişirken ben serinlemeye sahile.</p>



<p>Sevebilmek için büyük emekler verdiğim ve artık vazgeçemediğim sade Türk Kahvesini sipariş etmeden önce biraz manzaranın tadını çıkarıyordum. Garsonlardan birini izlemekten kendimi alıkoyamadım. Bir yandan müşterileri ile abartısız bir samimiyet ile ilgilenirken, bir yandan da sürekli bir şeyler yiyor ama nasıl bir keyifli yemek, nasıl bir iştah!! Öyle ağza atılan 1-2 lokmadan bahsetmiyorum. Servisler arasında bayağı bildiğiniz mükellef kahvaltı yaptı sanki😊 Ne yediğini hiç göremedim ama ağzı hep doluydu. Çok önemli de değildi zaten. Asıl olan nasıl yediği, yerken ne hissettiği ve ne hissettirdiği idi.</p>



<p>Öyle özendirdi ki Türk Kahvesi biraz bekledi. Önce simit ve söğüş sipariş ettim.</p>



<p>Düşündüm sonra, ahaaa harika bir pazarlama stratejisi olabilir bu. Diskoların girişinde dans edenler gibi, kafelerin girişinde de iştahla yemek yiyenler.</p>



<p>Ya da işini sevmek bu olsa gerek belki de!!</p>



<p>Gün boyu yemek servis eden birisi yemekten hoşlanmıyor olsa hayatı zindan olurdu herhalde. Çocuklarla çalışan ama çocukları sevmeyen biri olduğunuzu düşünsenize. Hareket etmekten hiç hoşlanmayan bir sporcu ya da kedilere alerjisi olan bir veteriner olsanız mesela. Iııhh düşünmesi bile fena!</p>



<p>İnsan o şekilde tatmin olabilir mi, doyumda bir hayat yaşayabilir mi?</p>



<p>Başarmak, mutlu olmak, keyif almak için sevmek lazım, <strong>AŞK</strong> lazım. Kenan Doğulu’ nun şarkısının mesajı harikaydı bence “Ne yaparsan yap AŞK ile yap/ Ne dediğin değil nasıl dediğin olay…”</p>



<p>Dünyadaki kısıtlı zamanımızda yapılacak yüzlerce iş-meslek, binlerce uğraş var belki. Ne yaptığımız değil, yaparken ne hissettiğimiz, kim olduğumuz olay! <span style="text-decoration: underline;">Maharet <strong>AŞK</strong> ile yapacaklarımızı bulmakta.</span></p>



<p>Hafta sonu TYT-AYT derken gençler yine bir sınavdan geçecek. Son sandıkları bu başlangıcın onlara <strong>AŞK</strong> ile yürüyecekleri yollar açması temennisi ile yazıyorum bu satırları. Her birinin kendilerini gerçekleştirmek için adımlar atması dileği ile…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
