Blog

Olanı Kabul Edebilmek

Eda Öztürk Azaklı

Dün hikayemde 2020 de beni iyileştiren bir şarkıyı beklentilerle ilgili bir not ile paylaşmıştım. Notum şöyle idi:

Şifa: Beklentilerimizi yaşamaya çalışmak yerine yaşayabileceklerimize odaklanmak. Oldurmaya çalışmayın!

Öyle çok yorum ve soru geldi ki kendimi biraz daha anlatmak istedim.

 

Kabul etmek

Özellikle “kabul etmek” tabirini kullanmamıştım. Çünkü kabul etmek; çoğu insanda boyun eğmek, eğilmek, sineye çekmek çağrışımları yaratıyor ve “Olanı olduğu gibi kabul etmek” felsefesini açıklayamıyor. Oysa yargılamadan, isyan etmeden kabul etmek, boyun eğmek ya da kaybetmek değildir. Bilakis cesurca ve şefkatle olanları görebilmektir.

Beklentiler

Öncelikle beklentiler ile başlayayım. Beklenti olmasını beklediğimiz veya gerçekleşmesini umduğumuz her şeydir. Hepimizin bu hayattan büyük beklentileri var. Bazılarının farkındayız, bazılarının farkında dahi değiliz.

Kendimizden beklentilerimiz var öncelikle:

Daha çalışkan, üretken olmalıyım…

Daha çok kazanmalıyım…

Off çok mükemmeliyetçiyim biraz rahatlamalıyım…

İletişim becerilerimi geliştirmeliyim…

Annemi daha çok aramalıyım…

Çocuklarıma daha fazla zaman ayırmalıyım…

Ah bu yalnızlık yetti artık bir partner bulmalıyım…

Karşı taraftan beklentilerimiz var:

Romantik bir ilişkide mesela; daha çok ilgi, daha çok sevgi, hediyeler belki ya da küçük sürprizler ya da belki en basiti daha çok zaman – bana daha çok zaman ayırsın.

Profesyonel yaşamda; terfi etmek, zam almak, pozisyon ya da sektör değiştirmek, daha iyi bir yönetici, daha ehil bir ekiple çalışmak…

Evrenden beklentilerimiz var. Şans!! Bu sene piyango bana çıksa fena da olmaz hani. Yahu bir kere de ben dört ayağımın üstüne düşsem, bir kere de ben zahmetsiz yol alsam, kader bu sefer de benim yüzüme gülse.

Hepsi harika! Hazır yeni yıl dileklerinin havalarda uçuştuğu bu günlerde umarım her okuyanın bahtına en az bir tanesi düşer.

Ben bugün madalyonun diğer yüzünden bahsedeyim.

Bir şeyin olmasını istemek ve bunun için çabalamak ile beklenti içerisinde oldurmaya çalışmak ve zorlamak arasındaki farkı anlatmaya çalışayım.

Her beklenti içinde bir yerlerde korunma isteği vardır. O beklediğim şey gerçekleşmediğinde olacağını varsaydığım negatif durumdan korkmak veya kaçmak.

Nelerden korkuyoruz?

 Örnekler ile açıklamak isterim:

“Şu sıralar işlerim çok yoğun ama çocuklarıma daha fazla zaman ayırmak istiyorum”

Muhtemelen en önemli sebep; onları özlüyorsunuz, onların size olduğu kadar sizin de onlara ihtiyacınız var. Bunun yanında düzgün ebeveyn kriterlerine uymak istiyorsunuz, gelişimlerine katkı yapmak istiyorsunuz. Veee onlarla yeterli zamanı geçirmezseniz olacaklardan korkuyorsunuz

Benden uzaklaşabilirler!

İleride güçlü bağlara dayanan bir anne/baba-çocuk ilişkimiz olmaz!

Hayatlarında olan biteni kaçırırım onları koruyamam!

…..

Burada iki seçeneğiniz var. Birincisi dolu ajandanıza rağmen onlara daha uzun saatler ayırmaya çalışabilirsiniz. Ama bunu yaparken sadece fiziken yanlarında olursunuz, gözünüz bilgisayarda, eliniz telefonda, aklınız işte, siz stres içinde. Muhtemelen sonuç korktuğunuzdan da kötü olacaktır.

Ya da işe günün 24 saat olduğunu kabul ederek başlayabilirsiniz. Dönemsel bir yoğunluğum var, bu dönem geçene ya da ben bunu nasıl yöneteceğimi bulana kadar çocuklarıma daha az zaman ayırabileceğim. O zaman bu az zamanı nasıl daha güzel, eğlenceli hale getiririm. Yanlarında olmasam da bana istedikleri zaman ulaşabilecekleri ortamı nasıl yaratır ve bunu onlara nasıl hissettiririm.

 

İkinci seçenekte yaşayacağınız tecrübe kurban rolünde pasif bir kabullenme değil, inisiyatif alan cesur bir kabullenmedir. Ve korkularınızı bertaraf edecektir.

 

 

Sevgilim/eşim bana yeterince zaman ayırmıyor

Yine muhtemelen birlikte daha çok vakit geçirmek istemenizin birinci sebebi onunla olmaktan keyif alıyor olmanızdır. Peki korkularınız neler?

Bu durum birbirimizden uzaklaşmamıza sebep olacak!

Doğru dürüst konuşamıyoruz bile birbirimizin hayatından haberimiz yok!

Benimle değilse başkası ile mi birlikte!

Yalnız kalacağım!

….

Aslında hepsi özünde bu ilişkiyi kaybetmek korkusunu anlatıyor.

Oysa ki kaybetmemek adına yapacağınız ısrarlar, sitemler, eleştiriler belki de sizi birbirinizden daha da uzaklaştırarak korkunuzu gerçeğe dönüştürecektir. Onun yerine işe şu sıralar size ayıracağı zamanın kısıtlı olduğunu kabul ederek başlayabilirsiniz. Bu durumda az zamanınızı nasıl daha güzel, daha keyifli geçireceğinize odaklanabilirsiniz. Ona ihtiyacınız olduğu zamanlarda, acil durumlarda iletişim kurmanın yollarını belirlemeye çalışabilirsiniz. Ve kendinizi yalnız hissetmemenin farklı yollarını arayabilirsiniz.

Ha tabii ki bu durumda da ilişki yine soğuyabilir ve bitebilir ama bu siz olanı olduğu gibi kabul ettiğiniz için değil o ilişki zaten bitmek üzere olduğundan gerçekleşecektir. Aksi durumda zorlasaydınız da sonuç aynı olacaktı.

 

Terfi etmek istiyorum, daha çok kazanmak istiyorum

Çok çalışıyorsunuz, fayda yaratıyorsunuz ancak bunun karşılığını alamıyorsunuz. Elinizden gelen her şeyi yapmanıza rağmen üstleriniz sizi bir türlü, sizin beklediğiniz şekilde görmüyor veya değerlendirmiyorlar.

Ancak siz ısrarla içerde veya dışarda alternatifler aramak yerine durumu zorluyorsunuz.

Korkularınız neler olabilir?

Bu kadar uğraştım şimdi vazgeçersem emeklerim ziyan olacak!

Burada başaramadıysam başka yerde de başaramam!

Ben kendimi anlatmayı bir türlü başaramıyorum!

İstifa edersem gittiğim yerde de tutunamam!

Bir kere korkmayın emekler ziyan olmaz. Bugün değilse yarın, burada değilse başka bir yerde elbet değer bulur. Kendinizi anlatmak konusunda da şunu söylemek isterim. Anlatmak tek taraflı bir eylem değildir. Sizin kendinizi anlatabilmeniz için karşınızda sizi dinleyen, anlamak isteyen ve bunun için çaba sarf eden biri ya da birileri olması gerekir. Eğer ki yoksa zaten nafile bir mücadeledir.

Ve yine olanları kabul etme içeren birkaç alternatife bakalım.

İstediğiniz takdiri sizin istediğiniz şekilde alamadığınız durumda, her şeye rağmen şirketinizde kalmayı seçebilirsiniz. Bunun finansal sebepleri olabilir, bağlılık duyuyor olabilirsiniz. O zaman ısrar etmek yerine burada sizin için başka ne faydalar olabilir ona odaklanın. Yaptığınız işi severek yapıyorsanız ona eğilin, iş arkadaşlarınızdan, ekipten memnunsanız networke yoğunlaşın ve eş zamanlı olarak da alternatifleri değerlendirin.

Ya da bunu kabul edemeyeceğiniz bir haksızlık olarak görüp ayrılmayı seçebilirsiniz. O zaman da becerilerinize, yarattığınız faydaya değer verecek kurumlara, kişilere odaklanın.

Yazının başındaki notuma geri dönecek olursam. Beklentilerimizi yaşamaya çalışmayalım derken, ısrarla, zorla, tam olarak kendi istediğimiz şekilde oldurmaya çalışmamaktan bahsediyorum. Yoksa isteklerimizden, hayallerimizden tabii ki vazgeçmeyelim, bize yapılanları her durumda tabi ki sineye çekmeyelim. Olan biteni cesaretle, yargılamadan görebilirsek yaşayabileceklerimize odaklanarak hayallerimizi bu sefer farklı bir şekilde yine gerçekleştirebiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir